Serin bir Manchester gecesinde, Galatasaray’ın üzerine İngiltere’nin sisi değil, ateşi çöktü.
İngilizler eksiklerle çıktılar alana. Yedi eksik… Kâğıt üstünde yarım grup.
Ama futbol kâğıtla oynanmıyor; yürekle, akılla ve hamasetle oynanıyor.
Etihad’ın çimlerinde yarım Manchester, tam Galatasaray’ı oyundan sildi.
Sarı-kırmızılılar bilhassa birinci yarı öylesine silik, öylesine ruhsuzdu ki; kaleci Donnarumma bu maçı anlatırken torunlarına “Bir gün hiç yatmadan maç bitirdim” diyecek tahminen de.
İlk 45 dakikada kalesine gelen tek şut…
Yere yatmadı. Eldiveni kirlenmedi. Forması bile terlemedi.
Galatasaray orta alanda adeta beyaz bayrak çekmişti.
Topa değil, mukadderata koşan bir ekip vardı alanda.
Ve insan ister istemez soruyor.
Bu teslimiyetin ismi nedir?
Bu suskunluğun sebebi kimdir?
Torreira kulübede…
Evet, yanlış duymadınız: Sahanın kalbi yedekte atıyor.
Okan Buruk’a sormak gerekiyor:
Torreira ile neden başlamadın?
Sakatlığı varsa neden takımda?
Kadrodaysa, neden oyunda değil?
Çünkü futbol bazen taktik değil, izah ister.
İngilizler orta sahayı ele geçirdi mi, gerisi gelir.
Öyle de oldu.
Topu aldılar, aklı aldılar, oyunu aldılar.
Doku iki defa kanadı yardı,
Haaland ve Cherki fişi çekti.
Skor tabelası devre ortasında 2-0’ı gösterirken,
Galatasaray soyunma odasına skordan çok sorularla gitti.
İkinci yarıya Galatasaray biraz daha istekli çıktı. Lakin bu istek, niyetle hudutlu kaldı. Oyuna, skora, rakibin istikrarına dokunamadı.
Hücumda tekrar çoğalamadılar.
Tek gol umudu Osimhen’di.
O da bir kez…
Sadece bir kere “Buradayım” dedi, onu da kaleci önledi.
Sonrası sessizlik.
Sonrası ofsayt.
Ve 67. dakikada Torreira oyuna girdi. Fakat bu bir atılım değildi.
Bu, gecikmiş bir özürdü.
Okan Buruk’un Torreira’yı oyuna alması, maçı çevirme dileğinden çok, yarın sorulacak soruları bugünden susturma uğraşı üzereydi.
İnsan sormadan edemiyor.
Madem Torreira 30 dakika oynayacak durumdaydı,
neden bu ekip maça onsuz başladı?
Skor 0-0 iken mi lazımdı, yoksa 2-0 olduktan sonra mı?
Çünkü futbolun da bir mantığı vardır.
Skor 2-0’a geldikten sonra oyuna giren bir ön liberonun mucize yaratması beklenmez.
O saatten sonra Torreira ne yapacak?
Geri mi alacak golleri,
yoksa geç kalmış bir doğruluğu mu temsil edecek?
Bazı ataklar oyunu değiştirir.
Bazıları ise yalnızca teknik adamın vicdanını rahatlatır.
Ve bu maçta Torreira değişikliği,
sahaya değil, kenar idaresine yazıldı.
Neyse ki Galatasaray 2-0 hezimete karşın kıl hissesi birinci 24’e girmeyi başardı.
Ama bu futbol hiç umut vermiyor.
Şampiyonlar Ligi üzere üst seviye bir tertipte bu kadar alt seviye futbolun muvaffakiyet getirmesi mucize olur.
Okan Buruk’un bir an evvel aklını başına alması gerekiyor.
Zira elindeki kadro ligi yönetim etsin diye değil, Avrupa’da ses getirsin diye kuruldu.
0 1 minute read





