Fikstür talihi diye buna denir.
Süper Lig başkanı Galatasaray’ın teknik yöneticisine ve futbolcularına “Bu hafta ligde kiminle oynamak istersiniz?” diye sorulsaydı, eminim ağız birliğiyle Karagümrük yanıtı gelirdi.
Gaziantep FK ve Atletico Madrid beraberliklerinin akabinde dönemin en yorgun, en dağınık anlarından birinde ligin son sırasında yer alan Fatih Karagümrük, Galatasaray için adeta ilaç üzereydi.
Bu maçı kazanmak doğaldı.
Kazandı da.
Ama problem yalnızca kazanmak değildi.
Asıl soru şuydu: Nasıl kazandı?
Sarı-kırmızılılar maça daha 30. saniyede Sara’nın golüyle öne geçti. Lakin bu erken gol, oyunun denetimini getirmedi.
Golden sonra sahnede Galatasaray değil, Karagümrük vardı.
Lig sonuncusu, birinci yarıda topa daha çok sahip olan, daha çok konuma giren, daha fazla şut atan taraftı. Bu yüreğinin karşılığını da Barış Kalaycı’nın golüyle alarak skoru eşitledi.
Bu 45 dakikada Galatasaray’da ne motivasyon vardı ne konsantrasyon. Tempo yoktu, agresiflik yoktu. Savunma tedirgindi, orta saha kırılgandı, atak ise ziyadesiyle etkisizdi.
Belki de Galatasaray, bu dönemin en berbat birinci yarısını oynadı. Başkan üzere değil; oyuna tutunmaya çalışan, dağınık bir grup üzereydi.
İkinci yarıda Galatasaray’ı ayağa kaldıran isim tekrar Sara oldu.
51. dakikada kendisinin ve kadrosunun ikinci golünü atarak maçın tarafını değiştirdi.
Ardından 55’te Osimhen, golcülüğünü konuşturdu ve skoru 3-1 getirdi.
Bu gol maçın sonucunu da belirledi.
Futbolun eskimeyen cümlesidir.
“Büyük ekip makûs oynadığı maçta da kazanan kadrodur.”
Doğru. Lakin her gerçek, sınırsız bir kredi midir?
Galatasaray’ın bu kadar makus oynama lüksü olmamalı. Hele ki dönemin bu evresinde.
Maçın istatistiklerine bakın, iki grubun bilgileri neredeyse tıpkı.
Bu yüzden skoru belirleyen Galatasaray’ın sergilediği futbol değil, kalite ayakları oldu.
Evet, sarı-kırmızılılar hafta içi Manchester City deplasmanında çok şiddetli bir 90 dakikaya çıkacak.
Bu maç düşünülerek ayakların frene basması, ikili uğraşlardan kaçınılması, temponun şuurlu olarak düşürülmesi anlaşılabilir.
Ama futbol “anlaşılır” olanı değil, sonucu affetmez.
Ya rakip Fatih Karagümrük değil de ligin dişli ekiplerinden biri olsaydı?
Bu oyuna karşın skor tabelası tekrar Galatasaray’dan yana döner miydi?
İşte asıl soru burada.
Çünkü bugün kazanılan maç, yarın kaybedilecek puanların provasıysa; alarm çalıyor demektir.
Büyük kadro olmak bazen makûs oynarken kazanmak değil, makus oynamaya hiç müsaade vermemektir.
1 1 dakika okuma süresi





